Archive for the Category » İstanbul «

Begonvil Adası: Heybeliada

Oğlumla ada gezilerimize bastıran sıcaklar nedeniyle ara vermiştik, havanın diğer günlere göre serince olduğu bir Temmuz sabahı ani bir kararla Heybeli’ye gidelim dedim. On bir yıldır Bostancı-Maltepe arasında oturduğumuz için ulaşım bize çok kolay olduğundan adalara hep giderdik; ama adayı keşiften çok, sahil kenarında takılırdık. Eşim dağ tepe yürümek istemediği için böyle olurdu, şimdi oğlumla adaları yeniden keşfediyoruz. Kendisi bebek arabasında oturduğu için dağ tepe gezmek ona kolay nasılsa, sesi çıkmıyor:) Bugünkü rotamız, her zamanki gibi önce Bostancı’ya gidip oradan vapura binmekle başlıyor. Keyifli bir vapur yolculuğu sonrası Heybeliada İskelesi‘ne varıyoruz. Önce sol tarafa doğru, sahil boyunca uzanan restoran ve kafelerin [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Anadolu Yakası Parkları

Bugün oğlumla Anadolu yakasında en sevdiğim parkları gezmeye karar verdim. Önce yürüyüş ve bol bol fotoğraf çekimi en sonunda da oğlum için kaydıraklı-salıncaklı bir final düşünüyorum. Hadi başlayalım! Fenerbahçe Parkı: Fenerbahçe Burnu üzerinde yemyeşil, sakin ve keyifli bir yer. Girişinde kocaman bir erguvan ağacı var; ama açtığı zamanı bu sefer kaçırdım. Parkın denize bakan tarafında üniversite yıllarında gittiğimiz salaş bir kafe vardı. Denize nazır küçük kafede, ahşap taburelere oturup çayımızı içerken martılarla da arkadaşlık ederdik. Şimdi orası eski tadında değil, işi büyütmüşler. Yan tarafta da Romantika Kafe var; oraya ise eskiden beri niyeyse hiç gitmişliğim yok. Bu iki kafenin sağ tarafında, yine denize nazır, [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Kınalıada Yürüyüşü

İstanbul’un Anadolu yakasında Küçükyalı-Maltepe karşısında görülen dört adadan, bir bakışta tanıyacağımız kesinlikle Kınalı olur; çünkü tepelerinde yükselen TV vericileri hemen dikkati çeker. Aynı zamanda sağ baştan saydığımızda da ilk sırada Kınalı gelir, sonra sola doğru Burgaz, Heybeli ve en solda-en büyük olan Büyükada yer alır. Bostancı’dan kalkan vapur seferleri Büyükada’dan başlayarak en son Kınalı’ya gittiği için yolculuk 1,5 saat kadar sürüyor. Mavi Marmara’nın ise önce Kınalı ile başlayan seferleri var. Böylece, sabah bir anda adaya mı gitsek deyip evden çıkınca kendimizi bulduğumuz Bostancı İskelesi’nden, 12:30 Kınalıada-Burgazada seferini yapan Mavi Marmara’nın teknesine biniyoruz oğlumla. 25 dakika sonra adaya indiğimizde ilk önce sol [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Baharda Burgazada

Bu sene erguvan zamanı Burgazada’ya gitme planım vardı. Erguvanlar geldi geçiyor ben hala gitmediğimi fark ettim. Cuma sabahı kahvaltıdan sonra evde otururken birden kalktım, hemen hazırlanıp oğlumla yola çıktık. Önce Bostancı’ya gittik ve 12.05 Büyükada-Heybeliada-Burgazada vapuruna bindik. Bir saatlik yolculuk boyunca oğlumla martılara simit attık, vapurda dolaştık, güvertede oturup sohbet ettik. Deniz için farklı ve güzel bir deneyim oldu. Vapur adaya yaklaşırken, baktım ki on sene önceki yangının izleri yavaş yavaş siliniyor sanki. Adanın en tepesinden aşağılara inen o simsiyah görüntü, tam orman görüntüsünde olmasa da yerini yeşilliğe bırakmış. Bu bile sevindirici. Vapurdan iner inmez bizi, adı adayla anılan yazar Sait Faik‘in [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Muhteşem İstanbul

Hafta sonu havanın çok güzel olması, üstelik tam da erguvan mevsiminde olmamızdan dolayı şöyle çayır-çimen bir yerlere gidelim, gözümüz gönlümüz açılsın dedik. Acaba neresi diye düşünürken daha önce adını bir dergide gördüğüm TEMA Vakfı – Vehbi Koç Doğa ve Kültür Merkezi‘ne gitmeye karar verdik. Kısaca Otağtepe Parkı. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Anadolu ayağının solunda kalan parka Kavacık’tan sonra Otağtepe tabelalarını takip ederek kısa sürede vardık. Parka girişte ücret alınmıyor, üstelik içeride ücretsiz otopark da var. Girişte önce bir Vehbi Koç büstü bizi karşılıyor. Tema Vakfı ve Koç Holding‘in ortak çabalarıyla düzenlenen bu parkta pek çok farklı bitki türünü görmek mümkün de [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Yine, Yeniden Beylerbeyi Sarayı

Anadolu yakasında Boğaz Köprüsü’nün hemen altında, deniz kenarında muhteşem manzaralı, kendisi de muhteşem olan Beylerbeyi Sarayı’na kaç defa gitsem de yine de ilk gidişim gibi seviniyorum. Son gidişim bulutlu, rüzgarlı ve ilkbahara yakışmayacak kadar soğuk bir nisan günü ve üç yaşındaki oğlumla oldu. Önceki yazım için buraya bakabilirsin. Sarayın giriş kapısının yeri değişmiş, bilet aldıktan sonra Tarihi Tünel‘den geçilip haremlik bahçesine giriliyor. Bahçeyi geçince ana saray binası karşımıza çıkıyor. Saray sadece rehberli olarak gezilebiliyor ve anlatımlar gruplar halinde alınan ziyaretçilere göre Türkçe ya da İngilizce olarak yapılıyor ve 30 dakika kadar sürüyor. Bu kısa bilgiden sonra sarayın tarihine ve bugününe bir bakalım. Beylerbeyi [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

At Meydanı’ndan Ahırkapı’ya Yürüyüş

Tarihi yarımada gezilecek görülecek o kadar çok şey var ki, doğma büyüme İstanbullu ve gezmeyi seven biri olmama rağmen henüz görmediğim pek çok yer var. Hepsi de benim için yeni bir keşif tadında… Bugünkü gezi rotası da bunlardan biri. Sultanahmet’te alternatif bir yürüyüş rotası. Aslında bu rota biraz spontane gelişti. Hedefimizde, İbrahim Paşa Sarayı’ndaki Türk-İslam Eserleri Müzesi’ni gezmek vardı. Rahatça müzeyi gezebilelim diye Deniz’i de anneme bıraktık ve eşimle yola çıktık. Eminönü-Sultanahmet arası bence yürünmesi gereken çok keyifli yollardan biri; ama bizim zamanımız az olduğundan (hafta içi öğlen saatleri olmasına rağmen tıklım tıklım) tramvaya binerek Sultanahmet durağında indik. Müzenin tadilatta olduğunu [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Fener’den Balat’a Yürüyüş

Bugünkü gezi rotamız olan, Fatih ilçesinin önemli tarihi yapıları ve semtlerine (Fethiye Müzesi, Yavuz Selim Cami, Zeyrek) Haliç kıyısına inerek devam ediyoruz. Haliç kıyısının bu yakasında Cibali, Fener, Balat gibi çok eski semtler yan yana uzanıyor. Görmek istediğim yerleri liste yaptım; yine de daha çok ara sokaklarda eski evler arasında, mahalle içinde gezmek istiyorum; ama eşim yorulduğu için fazla gezmek istemiyor, acıktık da üstelik. Durum böyle olunca fazla sıkıştırılmış bir program yaptım hemen. Burayı sona bırakmak iyi bir fikir değildi tabi. 33 aylık Deniz ise bizimle gezerken hep yürümesine rağmen, hala keyfi yerinde. Önce tepedeki Fener Rum Lisesi‘ne yakından bakalım dedim; zira içine [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Zeyrek Sokakları

Unkapanı deyince aklına ilk ne geliyor? İMÇ ya da SGK Binası mı? Unkapanı Köprüsü’nden Saraçhane’ye giden caddenin (Atatürk Bulvarı) sol tarafını, yani İMÇ tarafını hemen hemen herkes bilir. Peki ya sağ tarafını? Belki de önünden defalarca geçip gittiğimiz, adını duyduğumuz, bildiğimiz; ama sokaklarında, yokuşlarında dolaşmadığımız İstanbul’un en eski semtlerinden biri Zeyrek… Bir o kadar şehrin göbeğinde, bir o kadar uzak şehirden… Birbirine yaslanmış, köhne evler arasında, çocukların sokaklarda gönüllerince oynadığı, mahalle kültürünü yaşatan ve insanın içini de burkan bir yer Zeyrek… Perişan halde, yıkıldı yıkılacak evler var; ama yenilenen ve ayakta durmaya çalışanlar da var. Tarihi Zeyrek Evleri Unesco’nun da koruma [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Yavuz Sultan Selim Camisi

Gezimizin ikinci durağı, İstanbul’un yedi tepesinden biri üzerinde yapılmış olan Yavuz Sultan Selim Camisi idi. Fatih’in ana caddesi Fevzi Paşa Caddesi’nden Çarşamba’ya doğru çıkarak önce Fethiye Müzesi’ni gittik. Oradan çıkınca tekrar caminin bulunduğu alana dönerek hemen yanındaki otoparka (Çukurbostan) arabayı bıraktık. Arabayla geçtiğimiz yol boyunca sürekli etrafa bakarken sarıklı ve cübbeli erkekler, çarşaflı kadınlar dikkatimi çekti. Bu bölge daha çok Cübbeli Ahmet Hoca’nın müritlerinin yoğun olarak yaşadığı bir yermiş (Bkz. İsmail Ağa Camisi), ben bilmiyordum; eşim söyledi. Caminin otopark tarafındaki dış kapısından girince (Kız Meslek Lisesi yanı) yüksek duvarlarla çevrili iki minareli külliyeye girmiş olduk. Buradaki mermer işçiliği olan kapıdan geçip ortada [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Kilise-Cami ve Fethiye Müzesi

Bugün İstanbul’da kış ortasında bir bahar havası vardı. Biz de bunu değerlendirelim diye kahvaltı bile etmeden kendimizi sokaklara attık. Fatih ilçesindeki tarihi semtlere ve mekanlara bir yolculuk yapmak istiyorduk. Fatih merkeze varınca, önce biraz tepelere çıkıp Çarşamba’dan Draman’a inerken sağda kalan Fethiye Müzesi‘ne gitmeye karar verdik.  Bitişik nizam, eski evlerin arasında duvarlarla çevrilmiş bir alanda sıkışıp kalmış olan müzeye girmek için 5′er TL vererek biletimizi aldık (Müze kart da geçiyor). Müzenin sol tarafında cami olduğu günlerden kalan minaresi hala duruyor. Bugün müze olan bina, 1261′de Pammakaristos Manastırı olarak yapılmaya başlanmış. Zamanla bazı eklemelerle genişletilmiş. İstanbul’un fethi sonrası Patrikhane olarak (1455-1586) kullanılmış. [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Pizza ve Şarap Atölyesi

Bu hafta içi posta kutuma gelen bir mesaj beni meraklandırdı ve heyecanlandırdı. Daha önce gittiğim yeme-içme mekanlarıyla ilgili birkaç yazı yazmıştım; ama yemek bloggeri değilim. Buna rağmen harika bir etkinliğe davet edilmiştim. Henüz gitme fırsatı bulamadığım; ama çok merak ettiğim Napoli pizzaları yapan RossoPomodoro (kırmızı domates demek) ile Kavaklıdere şaraplarının hazırladığı ortak bir atölye çalışması… Sahil yolu ve Bağdat Caddesi arasında Göztepe Parkı’nın karşısında yer alan Rossopomodoro’ya girdiğimde bizim için çok güzel bir masa hazırlanmıştı. İçerisi de çok hoş dekore edilmişti. Davetliler arasında yemek bloggerleri, otel-restoran işletmecileri, TV programlarından tanıdığım Elif Hanım ve FoodinLife dergisinden bir yazar vardı. Önce Kavaklıdere’nin Pazarlama ve [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Fatih Karadeniz Pidecisi

Unkapanı’ndan Fatih’e giderken Bozdoğan Kemeri’ni geçince hemen sağda İtfaiye vardır. İşte Fatih Karadeniz Pidecisi, İtfaiye’nin sırasında, biraz ileride yer alıyor. Yıllardır adını, ününü bildiğim; ama bir türlü gidemediğimiz pideciye nihayet gidiyoruz. İçeriye girer girmez Deniz hemen çay istedi, pide gelene kadar 2 bardak paşa çayı içti, üçüncüyü istedi, pideye yer kalsın diye vermedik. Kıymalı-peynirli ve yuvarlak-peynirli pide söyledik. Tabi ki yumurtalı. Pidelerin altı biraz sert, kıtır kıtır; hamuru ise tuzsuz. Çatal-bıçakla kibar kibar yenmez bu pide. En güzeli şöyle: Pidenin yanında gelen bir parça tereyağı, sıcak pidenin kenarlarına sürülür. Pidenin uç kısmına doğru bıçak yatay olarak bastırılır ve el yardımıyla pidenin ucu [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Panorama 1453 Müzesi

Kanlı, bıçaklı savaş sahnelerinden hoşlanmasam da panoramik olmasından dolayı merak ettiğim bir müzeydi Panorama 1453 Tarih Müzesi. Hakkında bildiğim tek şey de panoramik olmasıydı. E-5 üzerinde giderken kahverengi müze tabelalarını rakip ederek bir otoparka vardık. Arabayı minibüslerin de durağı olan otoparka bıraktıktan sonra dışarı çıktık. Geniş bir alan üzerinde yemyeşil bir parkın içinde müze binasını görünce şaşırdım. Ben Topkapı’yı hiç böyle bilmezdim. Benim gözümde Topkapı, kalabalık, gürültülü, her türlü eşyayı-insanı görebileceğiniz karmakarışık bir yerdi. Oysa burası, yani Topkapı Kültür Parkı,  E-5′nin hemen yanında, çevre düzenlemesi iyi yapılmış, sakin, yemyeşil bir yerdi. Müzenin giriş ücreti olan 5 TL’yi vererek Deniz’in istediğiyle asansöre binip [ devam etmek için başlığa tıklayın ]

Pendik Marintürk

Anadolu Yakası sahil yolu geniş yürüyüş alanları, çocuk parkları, Adalar manzarası ve yemyeşil güzelliğiyle her zaman çok cazip oluyor bizim için. Kalamış-Fenerbahçe’den Bostancı’ya farklı güzellikleri varken Bostancı’dan Pendik’e uzanan kilometrelerce sahil yolu daha çok yurdum ailelerine hitap ediyor gibi. Özellikle yaz aylarında çoluk çömbek çimenlerde olmamız çok sıkça rastlanılan, hatta olmaması yadırganan bir durum olmuş. İdealtepe’de oturduğumuzdan biz daha çok trafik sıkıntısı da olmadığından Pendik yönüne sahil yolunu tercih ediyoruz. Pek piknikçi kimliğimiz olmadığından daha çok civardaki kafeleri tercih ediyoruz, ya da Deniz’i çimenlere salıp bir bankta masmavi deniz manzarasıyla dinleniyoruz genelde. Arabayla geçerken hep gördüğümüz; ama bir türlü gidemediğimiz Marintürk [ devam etmek için başlığa tıklayın ]